Öğrenciyken Ürün Çıkarmak: 18 Yaşında Öğrendiğim Şeyler
İlk uygulamamı 18 yaşında yayınladım, sonra kendim kaldırdım — çünkü yazmayı biliyordum ama yürütmeyi bilmiyordum. Öğrenciyken ürün çıkarmanın gerçek kısıtlarını ve o dönemden çıkardığım dersleri yazdım.
2022’de Google Play’e ilk uygulamamı yükledim. Adı SineKazan’dı; kullanıcıların katılıp ödül kazanabildiği bir yapısı vardı. Teknik olarak çalışıyordu — yazdığım kod ayaktaydı, kullanıcılar geliyordu, sistem işliyordu.
Bir süre sonra uygulamayı kendim kaldırdım. Sebebi bir hata değildi, teknik bir çöküş de değildi. O yaşta, o tarz bir uygulamanın etrafında oluşan topluluğu yönetebilecek bilgi ve birikimde değildim. Kod tarafını halledebiliyordum; insan tarafını halledemiyordum.
Bunu bir başarısızlık hikâyesi olarak anlatmıyorum. Aksine, o uygulamadan öğrendiklerim sonraki her projeyi şekillendirdi. Bu yazı, hâlâ okuyan ve bir yandan ürün çıkarmaya çalışan birine yazdıklarımdan oluşuyor.
Kod yazmak, ürün yürütmenin küçük bir parçası
Öğrenciyken en kolay yanılgı bu. Uygulamayı bitirdiğinizde işin bittiğini sanıyorsunuz. Oysa yayına aldığınız an başlayan bir sürü iş var ve hiçbiri kod değil:
- Gelen soruları cevaplamak — ve bunu tutarlı bir dille yapmak
- Kötüye kullanımı fark etmek ve önlem almak
- Kuralları belirlemek, sonra o kurallara kendinizin de uyması
- Şikâyetleri yönetmek, haklı olanı haksızdan ayırmak
- Mağaza politikalarına uyumu sürdürmek
Bunların hiçbiri “zor” değil. Ama hepsi süreklilik istiyor ve okulla birlikte yürütülmesi gerekiyor. Ben o dengeyi kuramadım ve kaldırmayı, kötü yürütmeye tercih ettim. Bugün aynı kararı yine verirdim; ama bu sefer o noktaya gelmeden önce farklı davranırdım.
Öğrenciyken çıkarılacak ürünün en önemli özelliği, sizden sürekli müdahale istememesi. Kullanıcılar arası etkileşim, para akışı, ödül ve içerik denetimi olan her sistem, kodu bittikten sonra da her gün ilgi istiyor. İlk üründe bu yükü almak yerine, açtığınızda çalışan ve kapattığınızda bozulmayan bir şey yapmak çok daha sürdürülebilir.
Zaman gerçekten kısıtlı — ve bu iyi bir şey
Okul devam ederken günde birkaç saatiniz oluyor. Bu kısıt başta engel gibi görünüyor ama iyi bir filtre: kapsamı büyük tutma lüksünüz yok, dolayısıyla erken karar vermek zorunda kalıyorsunuz.
Bende işe yarayan düzen şuydu: hafta içi kısa ve tek konuya odaklı bloklar, hafta sonu uzun blok. Kısa bloklarda yeni bir mimari kurmaya çalışmak boşa gidiyor — kafanız probleme ısınana kadar süre bitiyor. Onun yerine kısa blokları küçük ve tanımlı işlere ayırıyordum: bir ekranın metinlerini düzeltmek, bir hatayı kapatmak, bir testi yazmak. Düşünmesi gereken işleri uzun bloklara saklıyordum.
Bir şey daha: her oturumun sonunda bir sonraki adımı yazılı bırakmak. İki gün sonra oturduğumda nereden devam edeceğimi hatırlamaya çalışmak, o iki saatin yarısını yiyordu.
Bitirmenin değeri, mükemmelin değerinden yüksek
Öğrenci projelerinin çoğu yüzde seksende ölüyor. Benim de birkaç tanesi öyle oldu. Fark ettiğim şey şu: son yüzde yirmi, en sıkıcı ve en az öğretici görünen kısım — mağaza sayfası, ikonlar, gizlilik metni, hata durumları, boş ekranlar. Ama gerçek deneyimin tamamı orada.
Yayınlanmış küçük bir uygulama, yayınlanmamış büyük bir uygulamadan her açıdan daha değerli: hem öğrettiği şey açısından hem de CV’de anlattığı şey açısından. Bir işe başvururken “şunu yaptım, şu mağazada, şu kararları verdim, şurada hata yaptım” diyebilmek, “şöyle bir şey üzerinde çalışıyordum” demekten bambaşka bir yerde duruyor.
Bir özelliği bitirmek zorlaştığında yeni bir özellik eklemek çok cazip geliyor — çünkü yeni özellik başlangıç aşamasında ve başlangıçlar keyifli. Ben bunu kendimde birkaç kez yakaladım. Kural olarak koydum: yayına giden bir sürümde eksik olan bir şeyi tamamlamadan yeni bir şey açmıyorum.
Öğrenmenin en hızlı yolu, gerçek kullanıcı
Kendi kendine öğrenirken karşılaşmadığınız problemler var ve hiçbiri kursta anlatılmıyor. Gerçek bir kullanıcı, sizin hiç düşünmediğiniz sırayla düğmelere basıyor; internetin kesildiği anda uygulamayı kapatmıyor, açık tutuyor; sizin “kimse bunu yapmaz” dediğiniz şeyi ilk gün yapıyor.
Türkçe karakterlerden kaynaklanan bir hatayı ancak gerçek kullanıcı adlarıyla gördüm. Çevrimdışı davranışın ne kadar kritik olduğunu ancak metroda uygulamayı açan kullanıcılar sayesinde anladım. Bu tür şeyler, öğrenme hızınızı kat kat artırıyor — ve tek yolu ürünü sahaya çıkarmak.
Geriye dönüp baksam ne yapardım
Dört madde:
- Daha küçük başlardım. İlk üründe topluluk yönetimi gerektiren bir model seçmezdim.
- Kaldırma kararını daha erken verirdim. Yürütemediğimi anladıktan sonra bir süre daha idare etmeye çalıştım; o süre kimseye fayda sağlamadı.
- Yazardım. O dönemde verdiğim teknik kararların çoğunu bugün hatırlamıyorum. Bir yerlere not almış olsam, bugün hem kendim için hem başkaları için çok daha kullanışlı olurdu.
- Bitirdiğim şeyleri sayardım. Öğrenciyken ilerlemeyi görmek zor; her şey yarım gibi hissettiriyor. Tamamlananların listesini tutmak, devam etme motivasyonu açısından beklediğimden çok daha etkili oldu.
Ve neden yine yapardım
O uygulama yayında kalmadı ama bana kalan şeyler kaldı: mağaza süreçlerini bilmek, gerçek kullanıcıyla karşılaşmak, bir şeyi baştan sona bitirmiş olmak ve en önemlisi, neyi yapamayacağımı öğrenmiş olmak. Sonraki uygulamalarda kapsamı neye göre daralttığımı biliyorsam, o karar orada öğrenildi.
Öğrenciyken ürün çıkarmanın asıl kazancı, ürünün kendisi değil. Bir sonraki üründe daha az hata yapan biri oluyorsunuz — ve bunu üç yıl beklemeden öğreniyorsunuz.
- Kariyer
- Ürün
- Deneyim
- Mobil Geliştirme
Demir Taşdemir
Mobil Uygulama & Web Geliştirici
2018'den beri yazılım geliştiriyorum. App Store ve Google Play'de 11 uygulama yayınladım; şu an 6 mobil uygulama, 1 e-ticaret platformu ve 1 masaüstü oyun üzerinde çalışıyorum.
Siz de ilk ürününüzü mü çıkarıyorsunuz?
Teknik tarafı kadar yayın ve sonrası tarafını da yaşamış biri olarak konuşabiliriz. Sorularınız varsa iletişim sayfasından yazabilirsiniz — cevaplamaktan memnuniyet duyarım.